Haziranın 21’inde üniversite sınavına giren 2,5 milyon öğrenci için tercih dönemi bu ayın sonunda. Yeni nesil hangi işlerde çalışacak, ne üretecek, nasıl para kazanacak? Bu sorulara bir cevap vermek hiç bu kadar zor olmamıştı. Her şey o kadar hızlı değişiyor ki, hemen hemen hiçbir alanda ne olup biteceğini kestirmek pek mümkün değil. Ama şurası kesin, yapay zekanın yarattığı dönüşüm mesleklerin hemen hepsini dönüştürecek, bir kısmını yok edecek, yerine de bugün tahmin edemeyeceğimiz yenilerini koyacak. Bu ay üniversiteyi kazanan 20’li yaşlarındaki öğrenciler, daha mezun olmadan kendilerini şimdikinden farklı bir dünyanın içinde bulacak.
Yapay zeka hayatımıza girdi ama henüz yarattığı büyük değişimi görmedik. Şu anda kullandığımız yapay zeka türlerinin yerini, kısa bir süre sonra, Genel Yapay Zeka – GYZ’nin (İngilizcesiyle Artificial General Intelligence – AGI) alması bekleniyor. Yapay zekanın geliştiricileri, Genel Yapay Zeka’yı farklı farklı tanımlıyor ama özetle; insan gibi düşünebilen, akıl yürütebilen ve yeni durumlara adapte olabilen bir yapay zeka türü. İnsan gibi ama insanların çoğundan daha zeki. Open AI’ın kurucusu Sam Altman’a göre bu yıl içinde AGI ile tanışacağız. Google DeepMind’ın CEO’su Demis Hassabis, verdiği bazı röportajlarda buna daha 5 – 10 yıl olduğunu söyledi. Anthropic CEO’su Dario Amodei’ya göre ise bazı formlarını gelecek yıl görmeye başlayabiliriz.
Yani öyle ya da böyle az kaldı. Peki ne olacak? Bunu o kadar kimse bilmiyor ki, herkes en kolay yanıtı veriyor: “Artık bunu tahmin etmenin çok zor olduğu bir çağdayız.” Bu yüzden gelecekle ilgili tüm sorulara yanıt verirken söze “şu anda” diye başlanıyor. Yani ‘Şu anda böyle ama tabii bu çok uzun süre böyle kalmayabilir’. Eğer hep şimdide kalırsanız gelecek için endişelenmeniz gerekmez. Ama her zaman bu ‘Zen halinde’ kalmak kolay değil.
Herkes geleceği merak ediyor. Sınava giren öğrenciler ve ebeveynleri, nasıl bir seçim yapmalı?
Kendisiyle yapılan her röportajda isminin önüne “yapay zekanın vaftiz babası” sıfatı eklenen, derin öğrenme alanının öncülerinden Geoffrey Hinton, haziran ayı sonunda ünlü podcast programı Diary of a CEO’ya verdiği röportajda yapay zekanın beyaz yaka işlere etkisinden bahsederken, yapay zekanın herkesin yerini alacağını söyledi. Ancak, robot devrimi onun biraz gerisinde kalacağı için bazı fiziksel işler teknolojinin tehdidi altında değil. 2024’te yapay sinir ağlarıyla makine öğrenmesine imkan sağlayan kurumsal buluş ve icatları nedeniyle Nobel fizik ödülüne layık görülen Hinton’a göre bu yüzden tesisatçı olmak iyi bir fikir.
Böyle bir zamanda üniversitelerin rolü ne olabilir? Forbes Türkiye’nin bu soruya yanıt bulmak ve tüm bu gelişmeleri konuşmak için Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden akademisyenleri CVK Park Bosphorus Hotel’de bir araya getirdiği yuvarlak masa toplantısı sırasında Forbes.com.tr’nin haber akışında Amazon CEO’su Andy Jassy’in açıklamaları vardı. Jassy, yapay zekanın önümüzdeki yıllarda istihdam üzerinde önemli etkiler yaratacağını açıklıyordu. Amazon son iki yılda 27 bin çalışanı ile yollarını ayırdı. Jassy, şirketin stratejisinin yapay zekadan alınan verimle daha küçük ekiplerle daha büyük hedeflere ulaşmak olduğunu, bu dönüşümün uzun vadede Amazon’un rekabet gücünü ve operasyonel verimliliğini artıracağını söylüyordu.
Haber telefonlarımıza düştüğü sırada Forbes Türkiye yazarlarından akademisyen Dr. Ecmel Ayral, moderatörlüğünü üstlendiği toplantının ilk sorusunu sordu:
“Son endüstri devriminden sonra özellikle yirminci yüzyılda üniversite hep iş dünyasına insan kaynağı yetiştirme yeri gibi gözüküyor. Fakat bunu da giderek daha az yapabilir hale geliyor. Üniversitenin rolü acaba nereye doğru evriliyor? Yine bir insan kaynağı yetiştirme yeri olarak mı devam etmeli yoksa köklerine dönüp ‘insan-ı kamil’ yetiştirmeye yani daha nitelikli, hayata sorgulayarak bakan insanlar mı yetiştirmeli?”
Ayral’ın bu sorusuna ilk yanıt veren Kadir Has Üniversitesi Rektörü Sondan Durukanoğlu Feyiz’di. “Dünyada olanlara baktığınız zaman üniversitelerin eğitim ve araştırma odaklı olmak üzere ikiye ayrıldığını görüyoruz. Amerika’da eğitim odaklı üniversiteler kapanmaya başladı. Üniversite icatların, öğrenmenin yapıldığı bir yer olmalı. Ve bunu yaparken de sadece hocaların değil o genç meraklı beyinlerin de sürece katıldığı bir yere dönüşmeli.
Yapay zeka bangır bangır geliyor. Hocaya bile ihtiyacımız kalmayacak bir şey öğrenmek için. Yapay zeka en iyi öğretmen teknikleriyle bunu zaten yapacak. Ama insan merakı hiçbir zaman azalmayacağı için araştırmaların yapıldığı yer olmaya devam edecek.”
Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nafiz Arıca: Gerçek hayata baktığımızda Türkiye’deki 208 üniversitenin hepsinin araştırma odaklı olmasını hedeflemek biraz hayalperestlik olur.
Bir yandan da sektörler işe hazır eleman bekliyor. Yapay zeka, 2030’lu yıllarda gerçekten insan gibi; insan olup olmadığını anlayamayacağımız düzeyde hayatımızın bir parçası olacak. Bizim öğrencilerimizi böyle bir geleceğe hazırlamamız, geçmişin bilgisini öğretmekten ziyade geleceğin sorunlarını tespit edip o çözümleri üretecek şekilde eğitmemiz gerekiyor. Üniversitelerin misyonları eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve topluma hizmet başlıkları altında üç ana başlıkta toplanabilir. Bir özeleştiri olarak dile getirdiğimiz akademinin muhafazakârlığı, bir kısmı yazılı olmayan, yüzyıllardır oluşmuş geleneklerinden geliyor. O yüzden akademi değişimi pek istemiyor genel olarak. Bu da çok doğal. Ama bir taraftan da bu değişim olmak zorunda.
Biraz öz eleştiri yapalım; eğitim sektörünün en muhafazakâr paydaşı da biz hocalarız. Yapay zeka bangır bangır geliyor ama biz aynıyız. Artık dört duvar arasında bilginin, becerinin aktarılması, hocanın Power Point sunumu okuması diye bir eğitim sistemi yok. Burada hocaların işi daha zorlaşıyor. Daha hazırlıklı, daha sorgulayıcı ve çocuklara mentörlük yapıp, yönlendirecek, hayatlarına iz bırakacak bir şeyler yapması lazım. Anketler yaptık. Öğrencilerimizin yapay zeka farkındalığı ve yetkinliği hocalarımızın üstünde çıktı. Sınıflar arasında baktığımızda birinci sınıf öğrencisinin farkındalığı ve yetkinliği dördüncü sınıf öğrencisinden yüksek çıktı. Yani genç nesil yapay zeka içine doğuyor zaten. O yüzden bir an evvel bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor.
Forbes Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Handan Bayındır: “Pek çok kişinin sorduğu soru şu, yeni nesil nasıl çalışacak, ne üretecek, nasıl para kazanacak? Bu sorulara yanıt bulmaya çalışacağız.”
Üniversite Katolik Kilisesi’nden daha tutucu
Dr. Ecmel Ayral:
Bilgi Üniversitesi’nin kurucusu Oğuz Özerden, 20 yıl önce “Katolik Kilisesi’nden sonra en tutucu müessesesi üniversite” demişti. Bilgi Üniversitesi’nin de kapısında hâlâ yazıyor: “Yaşam için öğrenmek” Yeni dönemde üniversitelerin işlevi ne olacak?
Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ege Yazgan: Üniversite tabii sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda bilim üretiyor. Çıkış noktası da bu zaten. Bilgi bir şekilde endüstriye uyarlanıyor. Şimdi bu bağlantıyı güçlendirmek için -üniversite sanayi işbirliğini artırmak için- adımlar atılıyor. Bugün üniversitelerin büyük bir çoğunluğu araştırma üniversitesi değil. Bir eğitim işlevleri var. Bu işlev yapay zekadan sonra nasıl değişecek? Üniversite ilk çıktığı gibi yine sadece bilginin üretildiği, daha az bir insana ulaşan ve daha elit bir kurum olma hüviyetine dönecek mi? Yoksa, -üniversitenin araştırma dışındaki işlevi biraz orta öğretimin devamı gibi düşünürseniz- bunu devam ettirecek mi? Yapay zeka sadece eğitimde değil her alanda büyük bir dönüşüme neden olacak.
Yapay zeka ne kadar yetkin de olsa, insanlarla kurduğumuz sosyal ilişkinin tadını verecek mi? Eğitim de öyle bir şey aslında. Yapay zeka, şimdi burada konuşurken yaptığımız gibi, içine vurguları, duyguları aktarabilecek mi? Çok emin değilim doğrusu. Hep beraber göreceğiz ama ben insanın tamamen dışlandığı, ‘benim insanla hiçbir işim yok. ‘Giderim yapay zekadan öğrenirim bunu. En iyisini o biliyor zaten’ dediğimiz bir noktaya gelmeyeceğiz.Bu olmayacak bence. Peki üniversitenin işlevi ne olacak? Var olmaya devam edecek mi? Muhtemelen… Üniversitenin yapacağı biraz daha sınırlı olabilir ama ben öğretim üyelerinin bilgisine sahip olan insanların bilgi aktarımında yine yapay zekayla beraber yeri olduğunu düşünüyorum.
Dr. Ecmel Ayral:
Gedik Üniversitesi’nin kurucusu hem de sanayici olan Hülya Gedik’e bir soru yöneltmek istiyorum. Neden bir üniversite kurmak istediniz?
Gedik Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Hülya Gedik: Gerçekten eğitim dünyasıyla sanayi dünyası arasında çok büyük fark var. Çünkü bakış açısı farklı. Sanayide kâr amaçlı bakıyorsunuz. Tabii ki akademinin de kaynağa, paraya ihtiyacı var ama kar amaçlı bakmıyoruz. Vakıf üniversitesi diyoruz, vakıf kültürüyle, vakıf mantığıyla varlığını sürdürüyor. Biz niçin bu alana girdik? Çünkü ihtiyaç vardı. Uygulamacı üniversite olacağız diyerek yola çıktık. Öğrencilere eğitim sürecinde işinin pratiğini de yapacağı bir alan sağlayacağız dedik. Çünkü sanayici olarak böyle bir yoksunluğu gördük. Bunun için meslek okulu da kurduk. Otuz farklı bölüm var. Burada uygulaması teorisinden çok daha fazla olan, daha çok laboratuvara dayalı veyahut da uygulamaya dayalı bölümleri seçiyoruz.
Üniversiteli olmak
Dr. Ecmel Ayral: Emek pazarının esnekliği ve verimliliğine baktığımız zaman Türkiye maalesef epey geride. Bunun sebeplerinden bir tanesi de yeteneklerin yeni teknolojiye erişimi ile ilgili sıkıntılar. Burada Konda’ya dönmek istiyorum. Türkiye’nin bu konuda durumu nedir?
Konda Araştırma Genel Müdürü Aydın Erdem: Şu anda nüfusun yüzde 7’sinin telefonunda bir yapay zeka uygulaması var, yüzde 17 de kullanıyor. Ama yüzde 45 ‘korkuyorum’ diyor. ‘Ben verilerimi güvenerek paylaşırım, paylaşmaktan endişe etmiyorum’ diyenlerin oranı yüzde 20. Şu anda yetişkin nüfus içinde üniversite mezunu işsizlerin sayısı 1,5 milyon. İş arıyor ama bulamıyorlar. 1,2 milyon civarında da üniversite mezunu ev kadını var.
Ancak üniversitenin Türkiye toplumu için ne anlama geldiğini de hatırlatmak istiyorum. 17 yıl önce Türkiye›nin yetişkin nüfusunun sadece yüzde 9’u dokuz üniversite mezunuydu. Şu anda yüzde 22’si üniversite mezunu ve artık bunun yarısı kadın. Bundan 70 yıl önce üniversiteden mezun olan 20 kişiden sadece biri kadındı. Bu Türkiye için önemli bir gelişme.
Niteliğinden bağımsız olarak, bir kampüste bulunmak bile tek başına çok etkili. Toplumu değiştirdiğini, sosyal sermayesini geliştirdiğini görüyoruz. Üniversitenin böyle bir işlevi de olduğunu unutmamak lazım.
İş dünyası hangi yetkinlikleri arıyor?
Dr. Ecmel Ayral: Ufuk Bey, sizin gözlem ve verilerinize yeteneklerde aranan becerileriler yapay zeka ile nasıl değişecek? İnsan ihtiyacı azalacak mı yoksa aranan özellikler mi değişecek?
Randstad Türkiye Genel Müdürü Ufuk Gedikli: 85 milyon iş elden çıkıyor, 97 milyon yeni geliyor ama bu bir yıllık veri. Bir sene sonra araştırmacılar bambaşka bir rakamla karşımıza çıkabilir. Bir yandan da hangi mesleklerin yok olacağı ve ortaya çıkacak yeni mesleklere ilişkin birçok tahminler yapılıyor. Bu da sürekli değişiyor. Bizim önerimiz gelişmeleri sürekli yakından takip edip, araştırmak ve hazır olmak. Bu da çok kolay değil. Bu yıl yaptığımız global araştırmalardan bir tanesine göre insanlar artık kişiselleştirilmiş iş ortamları arıyor. Farklı farklı yan haklar sağlanması gibi.
İkincisi topluluk olma duygusu çok eksik şu anda. İş yerlerinden bir beklenti de çalışanlarda topluluk olma hissini oluşturabilmeleri. 20 yıl önce bir sertifika almak istediğimizde “Sen bunu nasıl yapıyorsun?” diye ustalarımıza sorardık. Şu anda onlara ihtiyacımız yok. Bir sınava girmek isterseniz online’de yüzlercesi var. Bu da usta-çırak ilişkisini çok kırıyor. Madem her şeyi İnternet’te bulabiliyoruz o zaman üniversiteleri de bir deneyim merkezi haline getirmek gerekiyor.
Dr. Ecmel Ayral: Kurtuluş Bey, turizm sektöründe durum nasıl? Üniversitenin sizin alanınızda insan kaynağı yetişmesinde rolü nedir?
CVK Park Bosphorus Genel Müdürü Kurtuluş Gültekin: Hemen her sektörde yetişmiş insan sorunu var ama bu otelcilik alanında daha fazla. Kendimden örnek vermek istiyorum. Üniversiteden mezun olduktan sonra ABD’ye gittim. Komi olarak çalıştığım bir davette, elime bir tepsi verip, steward’a götürmemi istediler. Steward bulaşıkhane görevlisi demek. Ben ise Stuart isimli birini aradım. Orada üniversite mezunu bir stajer olarak bunu bilmememin mahcubiyetini yaşadım. Açıklarımı kapatarak ilerledim, genel müdür oldum. Çünkü bir otelde çalışırken de bir üniversite bitiriyorsunuz. Bir turizm otelcilik mezununun üniversiteyi bitirdiğinde İngilizcesinin çok iyi olması gerek. Devlet üniversitelerinin hâlâ çok fazla gidecek yolu var bu konuda. Benim için üniversite öğrencileri, özellikle stajyerler çok önemli. İnsanlara bu sektörü sevdirmemiz lazım.
Dr. Ecmel Ayral: Ayça Hocam yapay zeka bizim kararlarımızı daha “rasyonel vermeye” de yönlendiren bir araç. Bir deneysel iktisatçı olarak karar mekanizmalarını nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz? Üniversite tercih sistemi nasıl çalışıyor?
Bilgi Ekonomi Lab. Kurucusu ve Direktörü Prof. Dr. Ayça Ebru Giritligil: Ben yapay zekanın hiçbir zaman insani karar mekanizmalarının yerine geçeceğini düşünmüyorum. Örneğin, karar verirken empati kurmak yapay zekanın kolaylıkla yapabileceği bir şey değil. Yani insani faktörün her zaman resmin içinde kalacağını düşünüyorum. IBM’nin yaptığı bir araştırma var. 25 ülkede üst düzey yöneticilere çalışanlarda hangi özelliklerinin olmasını istedikleri sorulmuş. 2016’dan 2020’ye sıralama o kadar değişmiş ki. Matematiksel beceriler aşağılara doğru kayarken birinci sıraya yerleşenleri söylüyorum; zamanı iyi kullanabilme becerisi, iş birliği yapabilmek, iyi iletişim, esnek olabilmek, yeni şeyleri öğrenebilmek… Yani hayal kurma, bilişsel esneklik ‘Out of the box’ yani yaratıcı düşünce ve ahlaki bütünlük. Öne çıkan özellikler bunlar. Tercih konusuna gelince. Bir çocuğun ileride ne yapmak istediğini hayal etmesi lazım. İkincisi de o hayalin yetenekleriyle uyumlu olup olmadığını anlaması lazım. O yüzden daha lise aşamasında çocuklara iyi rehberlik yapmak bence çok önemli.
Yüksek lisansa gerek var mı?
Dr. Ecmel Ayral: Yapay zeka önümüzdeki dönemde uzmanlıkları ortadan kaldıracak mı? Önemli sorulardan biri de bu. Gresi Hocam siz uzun bir süredir yüksek lisans alanında çalışıyorsunuz. Öğrenciler neden yüksek lisans yapsınlar? Yoksa derinleşmek anlamsız mı gelecek, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Nişantaşı Üniversitesi Pazarlama İletişimi Okulu Direktörü Prof. Dr. Gresi Sanje: Eğitim sistemimiz ilkokuldan başlayarak öğrencilerimizin ve bizlerin motivasyon ve arzusunu öldürüyor. Yüksek lisansta ise kendi tercihleri ile gelen bir öğrenci grubu olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Üniversitenin ilk iki senesi öğrenciler hiçbir şey yapmak istemiyor. Berbat bir test ve ezber sürecinden çıkmış oluyorlar. Orayı artık bir dinlenme ve mola gibi görüyorlar. Onun için verim alamıyoruz. Yüksek lisans ise artık birer yetişkin birey olarak kendi tercihleri ile seçtikleri yer.
Üniversite olarak geleceğimizin ne olduğu sorusunun cevabını ararken de şöyle düşünüyorum. Değişmeyen tek şey evrensel bilginin temeli. Çıpayı buraya atmak gerek. Eğitim felsefesi içinde ne var? Neyi öğretmek lazım? Çocuklara akla uygun bilginin temel felsefesini öğretmemiz lazım. Belirsizlik hayatımızın artık normali. Onun için yüksek lisansta yapmamzı gereken şeylerden biri belirsizliğin nasıl yönetileceğine odaklanmak. Bir de öğrenmeyi öğretmek. Yapay zekada olmayan şey bağlam ve uzun süre de gelecek gibi durmuyor. Onun için eğitimle kazandırabileceğimiz en önemli şey anlamayı öğretmek. Son olarak da tabii etik. Dil öğrenmesinin içine bu etiği de koymak zorundayız, bu yüzden bilginin akademia’da kalması, eğitim felsefesinin de burada üretilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Dr. Ecmel Ayral: Türkiye’den bahsettik şu ana kadar ama dünyadaki üniversitelerde durum nasıl? Burada öğrenci talebi nereye doğru evriliyor?
ASBA Yurt Dışı Eğitim Danışmanlık Kurucusu Aslıhan Özenç: 33 yıldır yurt dışı eğitim alanında danışmanlık yapıyorum. Gözümüzün önünde öğrenci haritasının değiştiğini görüyoruz. Amerika tabii ki yüksek öğrenimde liderdi. İngiltere de. Şimdi muazzam bir Avrupa’ya dönüş var.Son yıllarda İtalya, Polonya ve Macaristan gibi ülkeler daha fazla öğrenci çekiyor İngilizce program seçeneklerini hızla artıran İtalya, tam burs olanaklarıyla öğrencileri cezbediyor. Türkiye, geçen yıl 6 bin 404 öğrenci ile İtalya’ya en fazla üniversite öğrencisi gönderen ikinci ülke oldu. Polonya’da öğrenci sayısı bir yılda 3 bin 500’den 4 bin 500’e yükseldi. Macaristan’a ilgi de rekor seviyede. Önümüzdeki yıllarda İtalya, Macaristan ve Polonya gibi “alışılmadık” ülkelerin yükselişini sürdüreceğini öngörüyor.
Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz: Avrupa’nın en büyük sorunlarından bir tanesi de yaşlanan nüfus. Almanya okuyacak genç bulamıyor. Japonya yaşlanıyor, Kore yaşlanıyor. Onların da iki yüze yakın üniversiteleri var. Nereden öğrenci alacaklar? Araştırmanın itici gücü master ve doktora öğrencileridir. Kendimizi kandırmayalım; yapay zeka insana ait dediğimiz her şeyi yapacak. Böyle bir gelecek bizi bekliyor. Bunun için de doktora programları olmak zorunda. Ve bunu fonlayacak bir sistem Türkiye’de kurulmazsa bakın Avrupa bekliyor. Tayvan bekliyor. Çin bekliyor. Kore bekliyor. Bu çocuklar gidecek.
Dr. Ecmel Ayral: Çağrı Bağcıoğlu birçok ülkede yeni üniversiteler kuruyorsun. Başka ülkelerde durum nasıl? Üniversiteler nereye gidiyor?
Cintana Education Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge CEO’su Çağrı Bağcıoğlu: Üniversiteye katılım oranları her ülkede ciddi olarak artıyor. Bence Türkiye’nin yaşadığı problemlerden biri, yeterlilik. Cintana ABD’de inovasyon alanında bir numarada yer alan Arizona State University ile işbirliği ile kuruldu. Birçok ülkede hem mevcut üniversitelerle çalışıyoruz hem de yeni üniversiteler kuruyoruz. Yakın bir zamanda Kazakistan’daydım. Kazakistan şu anda onlarca yabancı üniversiteye kampüs açtı. Muazzam bir destek sistemiyle yabancı üniversiteleri çekiyorlar. Ve bunların hepsi de yapay zeka ve daha geleceğe dönük eğitim alanlarına yönelmeye çalışıyor. Birçok ülke artık eğitim bakanlıklarını “yüksek eğitim inovasyon bakanlığı” gibi kurguluyor. Yani K12’den ayırıp, aynı bakanlık altında, inovasyonla birleştiren bir yapı kuruluyor. Üniversite eğitimi alanında ülkeler arasında rekabetin de arttığını görüyoruz. Hemen hemen her ülke yabancı öğrenci peşinde. İnanılmaz bir talep var.
Geleceğin meslekleri
Dr. Ecmel Ayral: Şu anda gençlere bir kariyer önerebilmek pek mümkün görünmüyor. Didem Hanım siz küresel bir şirket olarak bu yeteneklere ne önerebiliyorsunuz ve onların performansını nasıl artırmayı hayal ediyorsunuz ya da başarmaya çalışıyorsunuz?
Cisco Türkiye Genel Müdürü Didem Duru: Üç sene önce bir şeyler önerebiliyorduk, şimdi mümkün değil. Ben yeni mezunlarda akademik ortalamaya değil çok yönlü olup olmadığına bakıyorum. Bence en önemli şey esneklik. Bu kadar hızlı gelişen bir dünyada aynen COVID de yaşadığımız gibi esnek olamayan ayakta kalamayacak. Gençlerin aslında eğitimleri sırasında bu esnekliği kazanmaları gerek. Bu nedenle staj çok önemli. Özel sektörle kamunun, üniversitelerin bir araya gelmesini çok önemli buluyorum. Gençlere müfredatın dışında heyecanlanacakları konularla üniversite yıllarında karşılaşmaları gerek.
Dr. Ecmel Ayral: Ufuk Bey Randstad olarak belki bazı datalar da paylaşabilirsiniz bu konuda. Geleceğin mesleği diye bir şey var mı? Yoksa mesleklerin geleceğinden mi bahsetmemiz lazım?
Ufuk Gedikli: STEM hâlâ daha önemli bir alan ve öyle olmaya da devam edecek. Bütün Randstad raporları bunu gösteriyor. STEM dedim ama iletişim yeteneği de şu anda çok kritik. Bu tüm dünyada böyle. Şu anda yapay zekanın yapamadığı bazı ince işler insanlardan bekleniyor ve bu bir süre daha böyle devam edecek. Çok yönlü olmak da önem kazanıyor. Çünkü teknolojinin yardımıyla 30-40 kişilik departmanların işini 3-4 kişiyle üretmeyi bekliyorlar. Başka bir trende freelance çalışanların artışı. Dünyada yaklaşık 2,5 milyar kişi freelance iş yapıyor. ABD’de iş gücünün yüzde 36’sı freelancer. Bu çok yüksek bir oran.
Prof. Dr. Feyiz: Geleceğin mesleklerini düşünürken ya da mesleklerin geleceğini düşünürken, gelecekte 100 yıl yaşayacak insanların çalışma hayatını ve yaşam biçimlerini de düşünmek zorundayız. Böyle bir gelecek bizi bekliyor.
Bakanlığın eylem planı
Milli Eğitim Bakanlığı haziran ayında Eğitimde Yapay Zeka Politika Belgesi ve Eylem Planı’nı açıkladı. Eylem planıyla, bilgiyi sadece aktaran değil, anlamlı bir üretime dönüştüren birey profili oluşturmak hedefleniyor.
Yetkinlik toplumuna geçiş şöyle tanımlanıyor: Her öğrencinin bütüncül gelişimini önceleyen; düşünsel derinliğe, ahlaki duyarlılığa ve toplumsal sorumluluk bilincine sahip bireyler yetiştiren bir eğitim sistemi inşa etmek. Yapay zeka ile şekillenen bir geleceğe yalnızca teknik donanımla değil; değerlerle donanmış, düşünen, hisseden ve üreten bireylerle hazırlanmak hedefleniyor. ‘Dijital Altyapının Güçlendirilmesi’ hedefi kapsamında şu ana kadar 21 bin 576 okulun ağ altyapısı tamamlandı. 8 bin 200 okulda ise çalışmalar devam ediyor. Şu ana kadar 13 bin 800 okula fiber İnternet erişimi sağlanırken hedef, bu sayıyı 18 bine çıkartmak.
Eğitimde yeni çağa fon desteği
Eğitim alanında faaliyet gösteren girişimlerin sayısı hem az hem de bu girişimlerin ölçeği henüz çok küçük. Ancak mevcut durum ne olursa olsun, Türkiye’nin daha fazla girişimi eğitim sistemine proje üretmeye çekmesi gerekiyor. Forbes Türkiye’ye konuşan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Teknolojileri Etki Merkezi Direktörü Mustafa Canlı, tohum öncesi yatırımlardan Seri A öncesi finansmanlara kadar planlanan yeni yatırım mekanizmaları oluşturduklarını anlattı.
Canlı, girişim ekosistemi yaratmak için iki yıl önce çalışmaya başladıklarını söylüyor. Eğitim alanındaki yazılım geliştiren şirketleri inceleyip, tek tek aramışlar. Bin 260 şirketlik bir envater çıkarıp, geçen yıl bir “Eğitim Teknolojileri Zirvesi” düzenlediler. Canlı ikinci adımda bu şirketlerin yurt dışındaki fuarlara katılmasını sağladıklarını söylüyor.
“Artık birbirimizi daha yakın tanıyoruz” diyor Mustafa Canlı. 2024 yılında bu girişimcileri ilk kez yatırımcılarla bir araya getirmişler. Bakanlık bu süreçte tek başına hareket etmiyor. TÜBİTAK ve üniversiteler ile birlikte projeler geliştiriyor. ODTÜ ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) önemli partnerleri arasında. TÜBİTAK’la imzalanan tohum öncesi yatırımlara destek veren BIGG Modeli girişimlere bir yatırımcı mantığı ile yaklaşmalarını sağlıyor. BIGG’e kabul edilen projelere 900 bin TL’ye kadar Bakanlık hibe verecek, aynı miktarda ve yüzde 3’e kadar hisse karşılığında ise TÜBİTAK yatırım yapacak. Her sene 15-25 firmayı BIGG ile desteklemeyi hedefliyorlar. Fonlama piramidinde BIGG’in bir büyük adımı BIGG + bir ürüne sahip, bunu uluslararası piyasalara çıkarmak isteyen şirketlere yönelik. Bu aşamada TÜBİTAK ve Bakanlık 250 bin’er dolar koyacaklar. Koşullar BIGG ile aynı. Bu seviyeye gelmiş bir girişim henüz yok. Canlı, 2026’nın ilk çeyreğinde bu fona bir başvuru yapılabileceğini düşünüyor. Bir senede beş şirkete destek verilebileceğini öngörüyor.
Fonlama piramidinin en tepesinde ise Venture Capital sistemi var. Mustafa Canlı, eğitim alnında Seri A’ya gitmeden önce, 500 bin dolar’dan daha fazla sermayeye ihtiyaç duyan şirketlere destek verecek bir sistemi yaratmaya çalıştıklarını anlatıyor. İçinde kamu bankalarının da olacağı bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar. 2025 yılı içerisinde yatırımcılar ile girişimcileri bir araya getiren bir etkinlik daha planlanıyor.
Bakanlığın bir diğer stratejik hamlesi de Türkçe büyük dil modeli alanında… Canlı, TÜBİTAK işbirliğiyle geliştirilen tüm YZ modellerine bakanlığın tüm envanterinin açılarak destek verildiğini söylüyor.